'Hikayeler' Kategorisi Arşivi

Seviyorsan Söyleyeceksin

baycicek86 Temmuz 11th, 2007

Onunla daha 7 yaşında tanışmıştık o beyaz tenli siyah saçlı yeşil gözlü , hep popüler olan bir çocuktu . Bende sınıfın popülerlerinden sayılırdım ( tabi hiç bi zaman hawalara girmedim ) .

Onu tanıdığım gün beynimden vurulmuşa döndüm yedi yaşındaydım ama erkekten de anlıyordum yani :)

Aslında tanıdığım birinin oğluydu ama nedense onu ilk defa görmüş gibiydim . Neyse gelelim asıl konuya; biz böyle aynı sınıfta sıra arkadaşı olarak 7. sınıfa kadar geldik . Ben yedi yıldır ondan çok hoşlanıyordum ama bir türlü açılamıyordum . Tabi o 7 yılda o da bende snıftaki herkesle çıkmıştık nerdeyse . Ben çıktığım hiç bir kişiyi sevememiştim onun yüzünden , ben birileriyle çıkıyordum fakat onu kıskanmadan da edemiyordum .Onun yüzünden hiç bir zaman tatilleri sewmemişimdir çünkü bütün günlerim onu düşünmekle geçer acaba ne oldu şimdi kiminle çıkıyor diye , hayatımda sewdiğim tek tatil 7. sınıfın sömestr tatiliydi ; çünkü oda wardı onunlaydım her zaman ki gibi gözümün önündeydi dedim ya ailelerimiz birbirini tanıyordu çok eski arkadaşlardı işte eski günlerin hatrına birlikte bir tatile çıktık .

Hayatımın en mutlu günlerini yaşıyordum çünkü o yanımdaydı, o hep yanımdaydı ve gitmesini de hiç istemiyordum . O gece sevgilisinden ayrıldığını öğrendim , ne de olsa benimde sevgilim yoktu . Acaba söylesemiydim ama yanından hiç kızlar eksik olmuyordu çok kıskanıyordum ama çaresi yoktu onun yoğun ilgiden hoşlanmadığını biliyordum o da çok sıkılıyordu bende , bir türlü söyleyemiyordum onu sevdiğimi belki de işime geliyordu yanlız kalamamak utanıyordum çünkü söylemeye , aslında gerçekleri söylemenin nesi utanç vericiydi anlamıyordum .

Belki de korkuyordum kaç yıllık aşkımın beni sevmemesinden, böylece sürekli erteledim .

Günler su gibi akıp geçti ve tatil bitti . Okulda onunla çok çabuk geçmişti fakat asıl korkulu rüyam başlıyordu;yaz tatili . Ne yapacaktım ben onsuz koca 3 ay boyunca ben onu göremessem yaşayamazdım . Yine bir mucize oldu ve ailelerimiz aynı yerden yazlık satın aldı , hayatta benim kadar şanslı birini görmemiştim . Çok mutluydum , havalarda uçuyordum . Yine hergün onu görecektim .

Tatiller , okullar,günler, saatler , dakikalar onunla daha çabuk geçiyordu ama böyle düşündüğümü o bilmiyordu . Biz böyle Lise 2 ye kadar geldik ama artık canıma tak etmişti ona onu kaç yıldır deliler gibi sevdiğimi söylemek istiyordum en azından bir kere gözlerinin içine bakarak seni seviyorum demek istiyordum. Ona

” Sana söylemek istediğim bir şey var ne zamandır içimde tutuyorum artık söylemenin zamanı geldi uygun bir yer ve zaman belirlersen herşeyi sana açıklayacağım “ diye bir msj attım . Pazar günü pasaportta buluştuk. Gözlerimin içine bakıyordu o yemyeşil gözleriyle o baktıkça benim içiçm eriyordu konuşacak halim kalmıyordu, birden o güzel büyü garsonun sesiyle bozuldu ikimizde başımıza bir bardak su dökerek uyandırılmış gibiydik . Sonunda garson gitmişti . O an sanki sadece o , ben ve izmir’in o masmavi denizi wardı , gözüme başka hiçbir şey görünmüyordu . Garson çaylarımızı getirdi ve gitti. Başbaşa kalmıştık. Tam seni seviyorum diyecekken o aslında benim de sana söylemem gereken bişey vardı dedi hemen sustum . Dinliyorum dedim. Kulağıma eğilip SENİ SEVİYORUM dedi .

Şok olmuştum. Boş boş yüzüme bakıyordu cvp beklermiş gibi ağzımı açıyordum ama sesim çıkmıyordu ona bende seni seviyorum diyemiyordum. Msj bile yazamıyordum artık ona , yüzüne bakamıyordum , gözgöze gelince domates gibi kızarıveriyordum.

Tatiller yine korkulu rüyam olmaya başlamıştı ama bu sefer hergün onun yüzüne bakmak zorunda kalacaktım çokm seviyordum ama utanıyordum söyleyemiyordum. Üniversiteyi bitirmiştik, o hala beni seviyordu , bende onu seviyordum ama söyleyemiyordum.Yine birlikte tatile çıkmıştık .Her zan-manki gibi bana da ona da zehir olmuştu tatil. Ama asıl zehir olanın tatil dönüşü olduğunu bilmiyorduk , zaten bilseydik hiç dönmezdik. Dönerken babalarımızın içlerindeki çocuk dışarıya çıkıp trafik canavarına dönüşmüştü , işte o gün olan onlara oldu. Bir yamaçtan 6 takla atarak indiler. O kanlar içindeydi , bense ona sarılımış ağlıyordum. Ambulans geldi . Ben onu bırakıp hiç bir yere gitmiyordum. En yakın hastaneye gidiyorduk. Ambulansta bir kez gözlerini açtı ban baktı tekrar o günkü gibi beni kendine doğru çekti ve SENİ SEVİYORUM dedi yine aynı o günkü gibi bakıyordu gözlerimin içine .

Tek söylediğim şey
‘ bende seni birtanem bende seni oldu ‘ nasıl söylediğimi bilmiyordum ama söylemiştim işte. Hastaneye vardık ameliyata girdi . Ben hep ağladım hüngür hüngür. Başka yapabileceğim birşey yoktu . Aynı zamanda için için yanıyordum bunu daha önce söyleseydim belki ne kadar güzel günlerimiz geçebilirdi diye. İşte kara haberi aldım , yığıldım oraya . Acım ikiye katlanmıştı çok canım yanıyordu .

Onsuz bir hayat istemiyordum. Çünkü onunla Tatiller , okullar , günler,saatler, dakikalar çok çabuk geçiyordu . Ben onu görmeden yaşayamazdım . Bugün ise onun cenazesine bakıyorum ve hayattan öğrendiğim tek şey şu

” Seviyorsan Söyleyeceksin , Çünkü Her An Çok Geç Olabilir. “

Aşkın hikayesi

baycicek86 Temmuz 11th, 2007

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:

Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.

Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.

Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.

Aşk, “Zenginlik, beni de yanına alır mısın?” diye sormuş.

Zenginlik, “Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok.” demiş.

Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir’den yardım istemiş. “Kibir, lütfen bana yardım et!”,

Kibir “Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin.” diye cevap vermiş.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: “Üzüntü, seninle geleyim.”

Üzüntü “Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.”

Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk’ın çağrısını duymamış.

Aşk, birden bir ses duymuş. “Gel Aşk! Seni yanıma alacağım…”

Bu Aşk’tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.

Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk’a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi’ye sormuş:

“Bana yardım eden kimdi?” Bilgi “O, Zaman’dı” diye cevap vermiş.

“Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?” diye sormuş Aşk.

Bilgi gülümsemiş:

“Çünkü sadece Zaman Aşk’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir”

Aşkın yarını yoktur

baycicek86 Temmuz 11th, 2007

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir
ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur…

Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.

Hindistan’da Ganj Nehri’nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de… Newyork’ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de…

Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan…
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye…
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da… Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya…
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır… Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara… Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi…
İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu…
Birazdan sabah olacak…
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak… Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım…
Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek…
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak…
Aşkta yarın yoktur sevgili.

« Geri